16 Haziran 2015 Salı

Hande Altaylı - Delice


Hande Altaylı'nın çok sevdiğim akıcı ve beklenmedik anlarda 'olamaz' dedirten anlatımıyla ilk olarak, Aşka Şeytan Karışır'da karşılaştım. Ardından Kahperengi ve Maraz geldi, şimdi de Delice. Bir roman düşünün içindeki herkes deli. Beni en çok etkileyen şey, karakter ve olayların gerçekçiliği. Romanda sunulan her karakterin bir sırrı var, hepsi ayrı ayrı bir roman konusu olabilir ancak Altaylı, büyük bir ustalıkla bize karakterlerin içindeki kötülükleri, görünmeyen yüzlerini, iç karışıklıklarını, geçmiş gelecek karşılaşmalarını ve iç çatışmalarını kararında sunmuş. Meryem'in herkese öfkeli olmasına rağmen Kazım'a bir çocuk gibi bakması ve tahammül etmesi, Kazım'ın annesinin oğlunun deliliğini kabul etmemesindeki acizliği ve bu durumla mücadelesi, babasının hissettiği suçluluk duygusu, ağabeyi olan Salih'in büyük sırrı.

484 kişinin yaşadığı bir köy; Çakalağzı. Kitabı okurken çok da sempatik bulmayacağımız, hayata karşı hırslı ve öfkeli olan bir karakter olan Meryem için 'aslında o da haklı' derken buluyorsunuz kendinizi. Tencerede pişirip kapağında yiyecek kadar yoksul bir aile, 'uğursuz' olarak anılan Meryem, köyün bakkalı Ekrem ve Meryem'in yakın arkadaşı, köyde tek sevdiği kişi olan Nurdan, köyde durumu en iyi olan ailenin deli oğlu Kazım ve herkesin sevdiği Aliço; bize kendi hayatımızdan çok uzak ama bir o kadar da tanıdık duygular ve olaylar döngüsünün anlatımında rol alıyorlar.


Romanın sonuna doğru Deli Kazım yapmaması gereken şeyleri yaptıkça etrafındakiler kızıyor ve o sürekli 'Neden?' diyordu. Annesi, Meryem'i sevmemesi gerektiğini söylediğinde, Neden? diyordu. Babası onu unutman lazım dediğinde, Neden? diyordu. Kazım çok sevdiği pembe ruju başkalarının yanında sürmek istediğinde Meryem kızıyor ve sürmemesi gerektiğini söylüyordu. Kazım,  Neden? diyordu. İnsanların bize yapmamamız gerektiğini söyledikleri şeyler karşısında, her defasında Neden? diye düşünmemiz bir deliden alınabilecek en güzel fikir olabilir.

"Gerçek mutluluk böyleydi işte, insanın her türlü nefretini yıkar, temizlerdi. Önceden sizi üzenler, üzemez olur, çıkmaz sandığınız lekelerin izi bile kalmazdı. Kin ve nefret yükü kalkınca, yüreğiniz kuş gibi hafiflerdi. Mutluluktan uçabilmenin sırrı da buydu; hafif bir kalp!"

"Kalpteki nefret, kalpteki acıdan hafiftir. En azından yaşatır adamı!"

"Sana bir şey söyleyeyim mi Nurdan Abla, Birini sevince ister istemez her şeyin onunla ilgisi oluyor. Ben şimdi kahve içiyorum ya, onun bile Aliço'yla ilgisi var, çünkü kahveyi içerken onu düşünüyorum. Oturup onunla karşılıklı kahve içmeyi, ona kahve pişirmeyi hayal ediyorum. Yani kafamın içinde küçük bir Aliço var ve benimle her yere geliyor. Beraber yıkanıyoruz, beraber yürüyoruz, beraber uyuyoruz, beraber yürüyoruz, misal; o da  burada benimle beraber oturuyor. Anladın mı?"

"İnsanın yapmadan duramayacağı hatalar vardı. Tıpkı sevemeden duramayacağı insanlar olduğu gibi. Bizi biz yapan şeylerdi bunlar. Meryem'i Meryem yapan da, Aliço'yu hayatının hatası olarak seçmesiydi."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder