30 Mart 2012 Cuma

Yummy Cupcakes


Bağdat Caddesi üzerinden Caddebostan Kültür Merkezi (CKM)'ne inen yolda tam CKM'nin karşısında şirin pembe bir dükkan ister istemez yürüyenlerin ilgisini çekiyor.
Yummy Cupcakes, 2004 yılında Los Angeles'ta kurulmuştur.
Yummy Cupcakes İstanbul, dünyadaki ilk franchise mağazası. 
Bu lezzetle tanışmamızı sağlayanlar ise Aylin Kosova Bilgin ve Gamze Tanrıvermiş.










Üniversitedeyken reklam sektörüyle ilgili hiçbir fikri olmamasına rağmen hep reklamcı olmak istediği için Ogilvy and Mather'da staj yapmaya başlamış ve sonrasında çok başarılı bir reklamcı olmuş. Sektörde olabildiğince yükseldikten sonra yoğun iş seyahatlerinden dolayı ve kendi işi olmasını istediği için Yummy Cupcake'in ilk franchise dükkanını açıp, bizi cupcakein en güzel çeşitleriyle tanıştıran Aylin Kosova ile röportaj yaptık. Ben ve arkadaşım röportajı yaparken çok keyif aldık umarım sizde beğenirsiniz.

Cupcake Türkiye'de pek yaygın olan bir tatlı çeşidi değil, aklınıza nerden geldi cupcake dükkanı açmak?

Bundan önceki görevimde Coca Cola'nın reklam müdürüydüm, 90 ülkeden sorumluydum. O sırada çok seyahat ediyordum. Seyahatlerim sırasında da cupcakein yükselen bir yıldızı olduğunu keşfetmiştim. Coca Cola'da çok mutlu çalışıyordum ama çok seyahat etmek evdeki ilişkiyi biraz huzursuz ediyor. Son 2 senede bir buçuk milyon mil uçtum. Öyle olunca her hafta gidiyordum. Sonunda kendi işimi yapmak istediğimi biliyordum ama bunun ne olacağını bilmiyordum. Dişi bir iş olsun, insanların hayatına değer katansın istiyordum. Cupcake mesela doğum günüyse mutluluk veriyor. Cupcake ile helvanın talihi o kadar farklı ki o hep kötülüklerle anılır cupcake de hep mutluluklarla. Cupcake neden olmasın diye düşündüm sonrada en doğru ismi bulmak için araştırmaya başladım.

Yummy Cupcake markasına nasıl karar verdiniz ?

Amerika'da çok cupcakeci açıldığını görüyordum. Yummy Cupcake'de ilgimi çeken 360'dan fazla lezzet çeşidinin olmasıydı. Dünyada en fazla lezzet çeşidine sahip olan cupcake markasıdır. Tamamen lezette ve mutfağa değer veren bir marka.

Beklediğiniz ilgiyi gördünüz mü ?

3 ay içinde çok insan bizden bahsetmeye başladı. Doğru adım atıp, sağlıklı büyümek lazım kaliteye, lezzete önem vererek ilerlemek gerekiyor.

360 çeşit olduğunu söylediniz en çok hangileri ilgi görüyor ?

360 çeşidin hepsini hiç yapmadık. Alkol içerek bir grup var, sipariş üzerine yapıyoruz.Medyadan yılbaşında bir basın grubuna tekilalı mojito lezzetinde yapmıştık. Onları hergün pişirmiyoruz. Glütensizler var, Türkiye'de bu ürünler yok onları getirtme sürecindeyiz. Light ürünler var ama lightlarında elde etmek istediğimiz lezetti sağlayacak ürünleri Türkiye'de yok, onları da deneme sürecindeyiz. Sürekli yaptığımız 45 çeşit var. Onun dışında istek üzerine yapıyoruz. Geçenlerde bir bey geldi balkabaklı istiyor, balkabaklı 4 tane çeşit var, onlardan seçtiler ve o şekilde yaptık.

Cupcakeleri pişirme süreciniz nedir ?

Şeflerimiz var, şefler sabah 08.00'de geliyorlar, 10.00 - 10.30 gibi açılıyoruz. Ben önceden yemek konusunda ilgiliydim ama cupcake ürününe özel bir ilgim yoktu. Cupcakein yan ürünleri de var, truffle, stick çubukda cupcakeler var, kavanozda var hepsini tek tek yapımını öğrendik franchise almak için.

Sizi en çok takip eden kitle kim ?

En çok gençlerden ilgi görüyoruz.

Günde ortalama kaç cupcake satıyorsunuz ?

Minimum 50 tane maksimum 250 tane. Marshmallow, nutellalılar çok tercih ediliyor. Bir bey var akşamları geliyor, kaç tane naneli cupcake kaldıysa hepsini alıyor. Özellikle sürekli limonluyu tercih eden bir grup var.

Yaz için ürünlerinizde bir farklılık olacak mı ?

Yazın daha hafif ürünleri yapacağız. Dondurmalı çeşitlerimiz olacak. Özel günlerde ve mevsime göre ürünler değişiyor.
















25 Mart 2012 Pazar

Imany - Please and Change



Herşey bir gün "You will never know" şarkısını duymamla başladı.
Imany şarkılarından hala favorim You will never know.
Şimdi de "Please and change"i keşfettim.
Ben çok seviyorum sesini ve şarkılarını, umarım sizde beğenirsiniz.



Imany'nin turuncu - pembe gömleğine bayıldım.
Ten rengiyle ayrı bir güzel gözüküyor.
Ve çok beğendiğim başka bir ayrıntı da başına bağladığı eşarplar.
Hepsinin desenleri ayrı güzel.


23 Mart 2012 Cuma

Hayallerinden Vazgeçmeyen Bir Blogger, Zet Fashion


Med 304 Magazine Editing dersim için röportaj konusu seçmemiz gerekince hemen aklıma uzun zamandır takip ettiğim zetfashion.blogspot.com geldi. Beni kırmayıp teklifimi kabul edince çok sevindim. 16 mart cuma günü Nişantaşı Zamane Kahvesi'nde buluştuk, röportaj yaparken röportaj yaptığımı unutup, daha çok bir arkadaşımla buluşmuşum gibi hissettim. Hocamdan yeni izin alabildiğim için 1 hafta gecikmeli olarak yayınlayabiliyorum röportajımı.

Zuhal Okcu, Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimleri Bölümü'nde okurken modaya biraz daha yakın olup, kendi beğendiklerini, eleştirdiklerini paylaşmak için açtığı moda blogu ile çok kısa sürede birçok takipciye sahip oldu. 2008 yılının Kasım ayında kim olduğunu ve ismini yakın çevresinden bile gizleyerek açtığı sayfasını dünya çapında yapılan Lanvin for H&M Blog yarışması ile taçlandırdı.




Blogunuzu ilk nasıl yazmaya başladınız ?

Siyaset bilimlerinde okurken bölümümü hiç sevmiyordum, çok sıkılmıştım. Sınavlarımı geçmem gerekiyordu, geçemiyordum. Kendimi boşlukta hissettiğim bir dönemde modayla ilgili birşeyler yapmak istedim. Zaten moda editörü olmak istiyordum sonra blogların varlığını keşfettim, Türkiye'de çok az blog vardı. Bende neden kendi blogumun editörü olmayayım fikriyle blog açtım. Kimseye söylemeyip, modayla ilgili düşüncelerimi yazmak istedim.



Yani blogunuzu oluştururken bukadar büyüyeceğinizi düşünmüyordunuz ?

Hayır, hatta kimseye söylememiştim. Ailem, erkek arkadaşım, arkadaşlarım bilmiyordu sonra şansa bir arkadaşım ben olduğumu anladı öyle öğrenilmeye başlandı.

Blogunuzun ismi neden Zet Fashion ?


Blogu hiç ciddi görmediğim için o zamanlarda ismi üzerine çok düşünmedim. Z harfini çok seviyorum, ismimin de baş harfi. İngilizce okunmasını istedim. En başlarda Z Fashion'dı sonra Zet Fashion oldu.





Blogunuz tanındıktan sonra hayatınızı engelleyen bir etkisi oldu mu ?


Ben rahat giyinmeyi çok severim, bir gün bakımsız bir halde sokağa çıktım.

Biri sokakta "Aa Zet Fashion" deyince çok utanmıştım. O günden sonra biraz daha dikkatli çıkıyorum dışarı, biri görürse hayalleri yıkılmasın diye.





Blogun hep güncel olması gerekiyor, bunun zorluğu oluyor mu ?


Evet oluyor tabii, bazen çok fazla yazmak istiyorum günde 5 post yazdığım da oluyor bazen de canım istemiyor, takip edenlerden mail atanlar oluyor, "Nerdesin, neden yazmıyorsun ?" diye. İnternette gezerken beğendiğim videoları ya da moda haberlerini koyuyorum onun dışında giydiklerim, yaptıklarım. Genellikle güncel olmak gerekiyor.





Bu sektörde kendi geleceğinizi nerde görüyorsunuz ?



Aslında şu anda modayla ilgilenmek istemiyorum. Hep editör olmak istiyordum. Bir dergide staj yaptığım dönemde ya da editör asistanı olduğum dönemde çok soğudum bu işten. Türkiye'de aklımdaki gibi bir iş olmadığını anladım. Yurtdışında okuyunca ve orda bu iş sekörünü görünce ülkemizde hakkının verilmediğini anladım. O yüzden ya yurtdışında bu işi yapabilirim diye düşünüyorum ya da burada blogumu gezdim, gördüm bloguna dönüştürmeyi istiyorum. Paris'e gidip orada 1 ay kalıp, gözlemlerle insanlara aktarmak istiyorum. Zaten böyle bir proje var, görüşmelerimiz oluyor. İnşallah olacak.




Lanvin for H&M Blog yarışmasını kazanınca blogunuzun çizgisi değişti tamamen. Bu durumun sizin hayatınıza etkisi oldu mu?


Ben siyaset biliminde okurken bir anda Amerika'da hayalimdeki okula, New York'a Fashion İnstitute of Technology'e gitme fırsatım oldu. Ailem modayla ilgilenmemi istemiyordu, zaten zevkin varsa moda da başarılı olursun diye düşünüyorlardı, demek ki yapabiliyormuş diye bana güvenmiş oldular. Tanınırlığım büyük oranda artmadı ama bir damga olmuş oldu dünya birincisi olmak.



Fashion İnstitute of Technology birçok kişinin hayali, oradaki moda öğrencileri ile ilgili ne düşünyorsunuz ?

Çok yaratıcılar, Türkiye'ye göre daha yaratıcı olduklarını düşünüyorum. Belki daha cesaretliler, ailelerinden daha fazla destek alıyorlar. İstedikleri herşeyi giyebiliyorlar, bu onların yaratıcılıklarını artırıyor.



Türkiye'deki editörler ile yabancı editörleri karşılaştırdığınızda büyük bir fark görüyor musunuz ?

Aynı şey onlar içinde geçerli, onlar da daha özgür. Mesela yurtdışında markalar yeni koleksiyonlarının parçalarını dergiye gönderiyor, ürünlerin odası oluyor, editör direk odadan seçiyor. Ama Türkiye'de mağaza aranıyor, pr şirketinden kaç saat ürünlerin sende kalabileceği için izin alıyorsun sonra düzenli olarak geri götürmen gerekiyor. Ben editör asistanlığı yaptığım dönemde çok yoruluyordum, moda çekimleri bu şartlarda çok yorucu oluyor.Yurtdışında direk çekime gönderiyorlar.

Türkiye'de en sevdiğiniz moda dergisi hangisi ?

Harper's Bazaar'ı çok seviyorum. Instyle'ı çok seviyorum. Her ay alıyordum, artık 2-3 ayda bir alıyorum. Vogue'u pek sevmiyorum. Dergiler 1 ay öncesinden hazırlanıyor, blogum için sürekli bir araştırma yapmam gerektiğinden, zaten birçok şeyi biliyor oluyorum, dergide farklı şeyler görmek istiyorum.



Diğer bloggerlara tavsiyeniz var mı ?

Bloggerlar sayfalarına kendilerinden birşeyler katmalı. Okurken, seni merak etmeleri gerekiyor, zaten herkes birşeyler yazıyor. O yüzden fark yaratmak gerekiyor.


Başta ailenizin bu konuda pek yanınızda olmadığını söylemiştiniz, bu konudaki başarılarınızdan sonra tutumları değişti mi ?

Ailem yorumları çok okuyor, mutlular. Bir gazetede babamı rezil ettim, babam yüzünden siyaset okudum diye ona biraz kızmıştı. Onlar biraz daha farklı düşünüyorlar, kızım sigortalı olsun, sabah 9.00 akşam 18.00 çalışsın diye düşünüyorlar, ben blogumdan para kazanıyorum. İnternettense, bir şirketin daha iyi olduğuna inanıyorlardı ama mutlular şu anda. Annem bazen soruyor "Bu gün kaç kişi takip etmiş ?" diye.


Diğer bloggerlardan farkınızın ne olduğunu düşünüyorsunuz ?


Hepimizin rengi farklı aslında. Ben kendinden birşeyler koyan bloggerları seviyorum, ne yapmış, nereye gitmiş, neyi beğenmiş neyi beğenmemiş gibi.

Yabancı bloglardan takip ettiğiniz var mı ?

Yabancı bloggerlardan The Blonde Salad, Chiara Ferragni'ye bayılıyorum. O aslında benim istediğim şeyi yapıyor, geziyor ve insanlarla paylaşıyor.
Türkiye'deki moda sektörünün gidişatını nasıl görüyorsun ?

Eskiden tasarımcılar çok bilinmiyordu, artık insanlar daha çok tasarımcıları biliyor. Defileler, moda haftaları artık daha coşkulu birşekilde kutlanıyor. Belki blogların da etkisi vardır. 2-3 sene sonra daha da gelişeceğini düşünüyorum.


Zet'in ilk kayıtlı röportajı benim de ilk röportajım olması anısına fotoğrafını çektik.



19 Mart 2012 Pazartesi

YSL Arty Rings - Chiara Ferragni



Chiara Ferragni ile ünlü olan birçok üründen bir tanesi de Yves Saint Laurent Arty yüzükler.
YSL Arty Yüzüğün fiyatı 125 Euro.
Düz taşlı modellerinin dışında, minik minik taşlı modelleri de var.